Zulüm
19/6/2009 -Kategori: dini
DİNİ / KONULAR/ VE/ ALINTILAR::
Zulüm, insan için çok büyük bir günahtır ve sahibi için ahirette çok büyük bir azabın sebebidir. Onun için insan başkalarına zulmetmekten sakınmalıdır. Çünkü aslında başkasına yapılan zulüm, kişinin kendisine zulümetmesi demektir. Kıyamet gününde kişi, hesap vermek için Allah-u Zülcelal'in huzuruna geldiği zaman, dünyada kime zulmetmişse, onunla yüzleştirilir.
Zalim olan kişinin sevapları, zulmettiği kişiye verilir. Eğer sevapları yetmezse, onun günahlarını yüklenir ve böylece cehennem azabına müstehak olur.
Zulüm üç kısımdır;
1-Kul ile Allah-u Zülcelal arasındaki zulümdür. Bu zulmün en büyüğü Allah-u Zülcelal'i inkâr etmek ve O'na ortak koşmak ve ikiyüzlülük etmek suretiyle münafıklık alametlerini üzerinde bulundurmaktır.
2-Diğer insanlara yapılan zulümdür.
3-İnsanın kendi nefsine karşı yapmış olduğu zulümdür.
Allah-u Zülcelal bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur.
“Yalan söyleyerek Allah'a iftira edenden daha zalim kim vardır? İşte bunlar Rab'lerine götürülürler ve şahitlerde; “ İşte bunlar Rab'lerine karşı yalan söyleyenlerdir” derler. Bilin ki, Allah'ın laneti zalimler üzerinedir.
Bunlar Allah'ın yolundan (insanları) alıkoyarlar ve o yolu bozmak isterler. İşte onlar ahireti inkâr edenlerdir.
Onlar, yeryüzünde Allah'ı aciz bırakamazlar.
Bunlar kendilerine yazık edenlerdir.
Ahirette en çok kayba uğrayacaklar da onlardır.” (Hud; 18-19-20-21-22)
ZULMÜN AFETİ
Zulüm, kıyamet gününde sahibi için karanlıktır. Allah-u Zülcelal zulmün sahibi için ne kadar büyük bir afet olduğunu beyan ederek şöyle buyurmuştur.
“O zulmedenler, hangi akibete döndürüleceklerini yakında bileceklerdir” (Şuara; 227) Başka bir ayet-i kerimede ise;
“Zalimlerin ne bir yakını, ne de sözü dinlenir bir şefaatçisi vardır” (Mümin; 18) buyurmuştur.
Bu ayet-i kerimelerden de açıkça anlaşılmaktadır ki, Allah-u Zülcelal zulmü sevmemektedir. Zulmeden kimselere karşı gazablanmaktadır ve kıyamet gününde şiddetli azablar verecektir. Çünkü Peygamber Efendimiz (sav) bir hadisi kutsi de şöyle buyurmuştur;
“Allah-u Zülcelal buyuruyor ki; “ Ey kullarım! Ben, zulmü kendime haram kıldığım gibi, sizin aranızdada haram kıldım. Artık birbirinize zulmetmeyin” (Müslim, Tirmizi, İbni Mace)
Başka bir hadis-i şeriflerinde ise;
“Kim bir karış toprağı zulmederek alırsa, o yerin yedi katı boynuna halka olarak takılır” (Buhari) buyurmuştur.
İmam-ı Azam Ebu Hanife (rh.a.) şöyle demiştir;
“Bir kişi birisine haksızlık yaparken başka birisi ona sessiz kalır veya yardım ederse, o zulmedenin günahına ortak olmuş olur” Rivayet edilmiştir ki;
“Bir adam kabre defnedildikten sonra, münker ve nekir melekleri yanına gelerek;
“Sana yüz kamçı vuracağız” dediler, Adam dedi ki;
“Ben dünyada şöyleydim” ve yaptıklarını saymaya başladı. Yaptıklarını saydıkça kendisine vurulacak kamçı adedi onar, onar düştü ve sonunda melekler dediler ki;
“Sana bir kamçı vuracağız” Bir kamçı vurunca kabrin içi ateşle doldu. Adam;
“Bana niçin vurdunuz” diye sordu? Melekler dediler ki;
“Bir kişi haksızlığa uğramıştı. Sen de onun yanından geçiyordun. Senden yardım istedi ama, ona yardım etmedin.” Buna bakarak, zulme uğrayan bir kimsenin hali böyle olunca, zalimin halinin nasıl olacağını Allah bilir.
Cabir (ra)'den şöyle rivayet edilmiştir;
“Habeşistan’a hicret edenler, Peygamber Efendimiz (sav)'in yanına döndüklerinde, Peygamber Efendimiz (sav) onlara;
“Habeşistan da gördüğünüz en acayip şey neydi” diye sordu? Dediler ki;
“Yâ Resulallah! Biz birgün toplu olarak oturuyorduk. Bir ihtiyar kadın, başında su dolu bir testi olduğu halde yanımızdan geçti. Giderken bir gençle karşılaştı. Genç, bir elini kadının omuzuna koydu, sonra da onu itti. Kadın dizleri üstüne düştü. Su testisi de kırıldı. Kadın ayağa kalktı ve gence şöyle dedi;
“Ey zalim! Yarın Allah kürsüyü koyup, bütün insanları topladığında ve eller, ayaklar yaptıklarını bir, bir şahit olarak anlattıkları zaman senin ve benim durumum ne olacağını göreceksin.” Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (sav) buyurdu ki;
“Kuvvetlilerden, zayıfların hakkı alınmayan bir kavmi Allah nasıl yüceltir.”
Zulümden sakınmak lazımdır. Çünkü zulüm, kıyamet gününde sahibine karanlık, zahmet ve eziyetten başka birşey kazandırmaz. Eğer yerde ne varsa hepsi ve onunla birlikte bir misli daha zalimlerin olsaydı, kıyamet gününde kendilerine verilecek olan azabın şiddetinden kurtulmak için mutlaka bu mallarının tümünü feda ederlerdi. Ama maalesef o gün, zalimlerin pişmanlıkları kendilerine bir fayda vermez ve Allah-u Zülcelal, zulmettikleri kişilerin hakkını muhakkak onlardan alır.
Öyle ise akıllı kimse, Allah-u Zülcelal'den korkar ve haksızlık yapmak suretiyle hiç kimseye zulmetmez. Ama Allah-u Zülcelal dünyada zulmeden kimselere birşey yapmadığı için, zulüm yapanlar buna aldanıyorlar. Oysa Allah-u Zülcelal bir ayet-i kerimede;
“Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları takdir edilen bir süreye kadar erteler” (Nahl; 61) buyurmuştur.
Onun için zulümden kaçınmamız lazımdır. Çünkü zulmün zararı yine insanın kendisinedir.
Nitekim Allah-u Zülcelal başka bir ayet-i kerimede;
“Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar kendi kendilerine zulmettiler” (Hud; 101) buyurmuştur.
Dünyada insanlara zulmedenler, kıyamet günü gelip çattığı zaman;
“O gün zalimlere özür dilemeleri hiçbir fayda sağlamaz” (Mümin; 52) ve;
“O zulmedenler, azabı gördükleri zaman, artık onlardan azap hafifletilmez; Onlara mühlet de verilmez” (Nahl; 85)
Bunlara bakarak, insanlara zulmetmekten kaçınmak, eğer zulüm yapmışsak, o zulmettiğimiz kişilerden helallık almak ve zulüm edilen kimselere de yardım etmek, Mümin olan herkesin görevidir. Çünkü Mümin, şefkat ve merhametlidir. Zalimden uzak durur, kimseye zulmetmez ve zulmedilen kimseye de yardım eder. Allah-u Zülcelal zalim kimselerden uzak durulması hususunda şöyle buyurmuştur.
“Zulmedenlere meyletmeyin. Aksi halde size ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardımda göremezsiniz.” (Hud; 113)
Rivayet edilmiştir ki;
“Zalimliği ile bilinen bir kişi, âlim bir zatı ziyarete gitti. Âlim olan zat, o zalim kendisine yaklaştığı zaman, onu görmemek için yüzünü kapadı. Zalim yanına gelince, o âlimin oğlu, zalim kişiden özür diledi ve dedi ki;
“Babam çok hastadır. Onun için yüzünü kapadı.” Bunu duyan alim dedi ki;
“Hayır! Ben hasta değilim. Senin yüzünü görmemek için kendi yüzümü kapattım.” Bunun üzerine o zalim kişi, zulmü terketti ve tövbe etti.
Zulme uğramış kimselere yardım etmekten de çekinmememiz lazımdır. Çünkü mazlumun en büyük yardımcısı Allah-u Zülcelal'dir. Yardımcısı Allah olana, yardım etmemek çok yanlıştır.
Peygamber Efendimiz (sav) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur;
“Mazlumun bedduasından korkun. Onun bedduası bir kıvılcım gibi göğe yükselir. Bir kimse, bir Mümine eziyet ederse, Bana eziyet etmiş olur. Bana eziyet eden de Allah'a eziyet etmiş olur. Allah'a eziyet eden de, cehennem de yerini hazırlasın.” (Hakim)
Bilal'i Habeşi (ra) şöyle rivayet etmiştir;
“Birgün Peygamber Efendimiz (sav) ile beraber, Hz. Ebu Bekir (ra)'in evindeydik. Bu sırada kapı çalındı. Kapıyı açınca bir Nasrani (hristiyan) ile karşılaştım. Dedi ki;
“Muhammed (sav) burada mı?” Nasrani'yi içeri aldım. Peygamber Efendimiz (sav)'e dedi ki;
“Ya Muhammed! (sav) gerçekten sen Allah'ın Resulü isen, bana zulmeden birisine karşı bana yardım et.”
Peygamber Efendimiz (sav);
“Sana kim zulmetti” diye sordu? Nasrani;
“Ebu Cehil” dedi. Peygamber Efendimiz (sav) hemen ayağa kalktı. Tam da sıcağın bastırdığı bir saatti.
Biz;
“Yâ Resulallah! O, şu anda kuşluk uykusundadır. Kendisini uykudan uyandırmana öfkelenip sana eziyet edebilir” dedik. Bizim sözümüzü sanki duymamış gibi doğruca Ebu Cehil'in evine gelip, kızgın bir şekilde kapısını çaldı. Ebu Cehil öfkeyle kapıyı açtı. Peygamber Efendimiz (sav)'i görünce;
“İçeri buyur. Sen niçin geldin, birisini gönderip haber verseydin, ben gelirdim” dedi. Peygamber Efendimiz (sav) buyurdu ki;
“Bu nasrani'nin malını almışsın. Onun malını hemen ver.” Ebu Cehil dedi ki;
“Bunun için mi buraya kadar yoruldun! Bana birini gönderseydin, onun malını geri verirdim.”
Peygamber Efendimiz (sav) yine;
“Onun malını geri ver” buyurdu. Ebu Cehil kölesine;
“Onun bütün malını çıkar kendisine geri ver” dedi. Nasrani malını alınca Peygamber Efendimiz (sav);
“Ey adam, malının tamamını aldın mı” diye sordu? Nasrani;
“Bir selem hariç hepsini aldım” dedi. Peygamber Efendimiz (sav), Ebu Cehil’e;
“Onu da ver” dedi. Ebu Cehil aradı, ama bulamayınca, ondan daha iyisini verdi. Bütün bunları aldıktan sonra Ebu Cehil'in karısı dedi ki;
“Ebu Talib'in yetiminin karşısında eğildikçe eğildin, kendini aşağı düşürdün.” Bunun üzerine Ebu Cehil dedi ki;
“Eğer benim gördüğümü sende görmüş olsaydın, böyle konuşmazdın. Onun omuzlarında iki arslan duruyordu. Ne zaman; 'Onun malını vermem' demeye niyetlendiysem, arslanlar beni parçalamak için saldırmak istiyorlardı. Bunun için, O'nun isteğini yerine getirdim.” Hz. Bilal (ra) diyor ki;
“Nasrani Ebu Cehil'in bu halini görünce;
“Ya Muhammed! (sav) Sen Allah'ın resulüsün, dininde haktır” dedi ve müslüman oldu. Bu davranışı, bizim için çok güzel bir rehberdir. Bizde bir mazlum gördüğümüz zaman, ona yardım etmekten kaçınmamamız lazımdır. Böyle kimselere yardım edeni, Allah-u Zülcelal'de sever, diğer insanlarda sever.
:: Arkadaşına Gönder!
<%EntryCommentCount%> yorum yazılmıştır